İmajı Düşünmek
İmajı Düşünmek
Felsefeciler arasında imaj tartışması genellikle hayal gücünün ürünü olan zihinsel imajlarla maddi, duyumsanır bir yüzeyde tezahür eden dışsal imajlar arasındaki karşıtlığa indirgenerek yapılır. İlki bilinç akışına dahil ve geçiciyken ikincisi maddi bir dayanakta sabittir. Oysa sanatın imajları söz konusu olduğunda zihinsel imajlar ve algının imajları arasındaki ikilikten yola çıkmak yerine ikisi arasındaki geçiş alanını ele almak daha doğrudur. Sanatın imajları için bu iki alan aslında aynı fenomenin iki yüzüdür. Bu yüzden öznellik ve nesnellik arasındaki geçiş bölgesini düşünmek gerekir. İmajın anlamı bilincin dünya ile kurduğu bedensel ve yönelimsel ilişkide, eserin bilince sunum biçiminde, görünürlüğünde ortaya çıkar. Bu yüzden sanatın imajı gerçeklikten ödünç alınan hayaletimsi bir kopya, bir neredeyse-şey değil aksine gerçekliğin görünür kılınması için onun üzerine gelen bir fazlalık, tensel bir ifadedir. İmajı belli bir yere mıhlayan, onu mekânsal bir belirlenime indirgeyen her yaklaşım eserin imajının fazlalık mantığını ıskalar çünkü onun fiziksel çevresi ile kurduğu ilişkiyi askıya alan kendine özgü bir mekânsallığı ve zamansallığı bulunur. Eğer imaj mekânsal düzene indirgenemiyorsa, bunun nedeni onun anlamına dair bir ayrıcalıkla ilgilidir. Tıpkı sözcüklerin anlamlarını dünya ile benzerlikten değil içsel bir yapıdan almaları gibi sanatın imajları da anlamlarını sadece gündelik nesnelerle benzerliklerine borçlu değildir. Sanatın imajının bir şeyleri gösterme biçiminin kendine özgü özellikleri bulunur. İmajda ortaya çıkan ikonik anlam bütünüyle sözel anlama tercüme edilemez çünkü ikonik fazlalık öncelikle okunurlukla değil görünürlükle ilgilidir. Bir imajı imaj olarak tespit etmek ve ondaki fazlalığı fark etmek için temsil modeli yeterli değildir. Bu yüzden temsilin işlemesi için imajların tanınmasını sağlayacak kültürel arka plana ihtiyaç varmış gibi görünür. İmajın temsili modele göre bakışın doğruluğunu sağlamak için onu eğitmek gerekir. Peki gerçekten her imaj temsil midir? Tüm imajlar mevcut bir şeyin pasif kopyası olarak temsil edilebilir mi?
İmaj Teorisi - Emre Şan
İmaj Teorisi dersinde öncelikle Emmanuel Alloa’nın Looking Through Images A Phenomenology of Visual Media (2021) kitabından hareketle düşünce tarihindeki imaj teorilerini ele alacağım. Antik Çağ’dan yirminci yüzyıla kadar imaj tanımları onun temsil kabiliyeti ve sağır, sessiz dilinin yetersizliği üzerine kurulur. Bu yaklaşımlardan etkilenen estetik kuramlarda imajı tanımlamak, çoğu zaman onda olmayan şeyi vurgulayarak başlar. İmaj, gerçekliği hiçbir zaman eksiksiz ve doğrudan yansıtamaz, onu eksik olarak temsil eder. Söz konusu teorilere karşı bir hamle olarak İmaj Üzerine (2025) kitabının, “İmajlarla Düşünmek” kısmındaki “İmajın Fazlalığı” bölümünü ele alacağım. İmajların fazlalık mantığı dilsel ifadeye indirgenemeyen özerk bir gösterim mantığıdır. Söz konusu fazlalığın bir tarafta reklam ve propaganda imajlarında diğer tarafta sanatın imajlarında nasıl işlediğini tartışacağız.
İmajların Politikası: Zamansal Kırılmalar ve Görünürlük Rejimleri - Mehmet Şiray
Bu derslerde imajları yalnızca temsilin araçları olarak değil, zaman, bellek ve duyum arasında kurulan karmaşık karşılaşma alanları olarak düşünmeyi amaçlamaktayım. Bu doğrultuda Aby Warburg’un imajların dolaşımı ve “yaşantı sonrası” (Nachleben) kavrayışı, Georges Didi-Huberman’ın imajı anakronizm, iz ve kırılma üzerinden yeniden okuyan yaklaşımıyla birlikte ele alınacaktır. Didi-Huberman için imaj, tekil bir zamana ait değildir; farklı tarihsel katmanların birbirine değdiği, kesintiye uğradığı ve yeniden belirdiği bir gerilim alanıdır. Bu yaklaşım, imajları düzenleyen ve görünür olanı belirli bir rejim içinde dağıtan Jacques Rancière’in estetik kuramıyla doğrudan bir karşılaşma içine girer.
Rancière, imajların politikasını “duyulur olanın dağılımı” üzerinden düşünürken, Didi-Huberman daha çok imajda beliren yarılmalara, gecikmelere ve tarihsel tortulara odaklanır. Bu iki yaklaşım arasındaki fark, imajların politikliğinin nerede aranması gerektiğine dair temel bir ayrışmaya işaret eder: İmaj, öncelikle bir düzenleme ve görünürlük rejimi midir, yoksa kendi içinde taşıdığı zamansal çatlaklar aracılığıyla bu rejimleri kesintiye uğratan bir olay mıdır?
Bu dersler, söz konusu gerilimi bir karşıtlık olarak sabitlemek yerine, imajların hem düzenleyici hem de bozucu potansiyellerini birlikte düşünmeye olanak tanıyan bir alan olarak ele almayı önerir. Bu bağlamda imajlar, ne yalnızca temsilin araçları ne de geçmişin donuk kalıntılarıdırlar; aksine, beden, duyum ve bellek arasında sürekli yer değiştiren, açılan ve kapanan düşünmenin imkânına ilişkin olaylardır.
İmge, Temsil ve Hakikat - Umur Başdaş
18. yüzyılda doğa gezintisine çıkan turistler arasında yanlarında “Lorrain aynası” denen bir cihaz taşımak popülerleşmişti. Bu kişiler gezdikleri yerlerde etraflarını seyretmek yerine yanlarında taşıdıkları bu küçük konveks aynalara bakmaya başladılar. Örneğin bir dağ manzarasının keyfini çıkartmak için doğrudan dağa bakmak yerine sırtlarını dağa dönüp, o dağın ellerinde tuttukları aynadaki yansımasını seyrediyorlardı.
Bu ayna, adını Fransız ressamı Claude Lorrain’den (1600-1682) alır. Lorrain’in resimleri, daha sonra özellikle İngiltere’de gelişen “picturesque” estetik anlayışına model olmuş; bu anlayış doğayı belirli bir görsel kompozisyon olarak deneyimlemeyi teşvik etmiştir. Gezginler de manzarayı adeta bir Lorrain tablosuna dönüştürmek için bu aynaları kullanmışlardır.
Çağdaş turistlerin ataları sayılabilecek bu insanların yaptıkları hakikat yerine temsili tercih etmek midir, yoksa bu ikisi arasında basit bir karşıtlığa indirgenemeyecek daha karmaşık bir ilişki mi söz konusudur?
Bu sorudan yola çıkarak derste Kant, Hegel ve Adorno üzerinden temsil, ifade ve hakikat arasındaki ilişkiyi tartışacağız.
Dijital İmge ve Bedensel Deneyim - Başak Kaptan Şiray
Bu ders, dijital imgenin çağdaş sanat ve medya pratikleri içerisindeki dönüşümünü, özellikle bedensel deneyim ve maddesellik bağlamında incelemeyi amaçlamaktadır. Dijital teknolojilerin gelişimiyle birlikte imge, yalnızca bir temsil aracı olmaktan çıkarak, izleyiciyle çok katmanlı ve duyusal bir ilişki kuran bir deneyim alanına dönüşmüştür. Bu doğrultuda ders, dijital imgenin maddesizleşme ve yeniden maddeselleşme süreçlerini kuramsal ve tarihsel bir perspektiften ele almaktadır.
Ders kapsamında, erken 20. yüzyıl avangard pratiklerinden hareketle imgenin görsel merkezli yapısının ötesine geçen duyusal ve deneyimsel boyutları tartışılacaktır. Bu bağlamda László Moholy-Nagy’nin duyular arası yaklaşımı ve hareketli imgeye ilişkin düşünceleri değerlendirilecektir.
Ayrıca, Thomas Elsaesser’in “film as skin” yaklaşımı çerçevesinde imgenin yüzey, temas ve bedensellik ile kurduğu ilişki analiz edilecektir. Bu yaklaşım doğrultusunda imge, yalnızca görsel bir fenomen olarak değil, aynı zamanda bedensel olarak deneyimlenen bir yüzey olarak ele alınmaktadır.
Dersin kuramsal çerçevesi, Mark Hansen’in dijital imgenin bedensel çerçevelenmesine ilişkin yaklaşımı ile derinleştirilecektir. Bu çerçevede imge, bedenin algısal ve duyusal süreçleri aracılığıyla anlam kazanan dinamik bir oluşum olarak değerlendirilmektedir.
Kuramsal tartışmalar, Anthony McCall, James Turrell ile Janet Cardiff ve George Bures Miller, Harun Farocki, Bill Viola ve Pipilotti Rist gibi sanatçıların çalışmaları üzerinden somutlaştırılacaktır.
Temsil ve Seyirci - R. İlke Yiğit
Tiyatronun en önemli meselelerden biri -neredeyse icadından ve bir düşünce nesnesi oluşundan beri- seyircinin temsille ilişkisi oldu. Platon bu “tehlikeli sanatın” seyricisini hakikat yolundan saptıracağından korktu. Aristoteles ise seyircinin acıma ve korku duygularına hitap eden bu temaşa sanatının felsefecinin bilmeden aldığı hazla hiç de ilgisiz olmadığını savundu. Tiyatronun temsil biçimleri çeşitlenirken bu düşüncelere başkaları eklendi. Bir yandan onun dönüştürücü gücünden bahsedilirken bir yandan artık modası geçmiş bir sanat olduğu ilan edildi. Bu atölyede bu bir çok tiyatro düşüncesinden Louis Althusser’inkini ele alacağız. Türkiye’de daha ziyade ideoloji kuramıyla bilinen bu Marksist düşünürün “karşılaşma felsefesi” adını verdiği geç dönem tezlerinden hareketle olay, rastlantı, boşluk ve farklı zamansallıklar gibi kavramlar etrafında seyirci ve temsil ilişkisini konuşacağız. Althusser’in öğrencileri Jacques Rancière ve Alain Badiou’nun tiyatro üzerine tezleri de bu bağlamda gündeme gelecek .
Erken kayıt indirimi için son tarih: 1 Mayıs 2026
Kayıt için son tarih: 15 Haziran 2026
Ücretlere üç öğün yemek, konaklama ve eğitim dahildir.
1977’de doğdu. Boğaziçi Üniversitesi İşletme Bölümü’nden mezun olduktan sonra aynı okulda Felsefe Yüksek Lisansı yaptı. İstanbul Bilgi Üniversitesi ve Sabancı Üniversitesi’nde işletme ve felsefe alanlarında uzun yıllar asistanlık yaptı. Bir grup arkadaşıyla beraber Seyyar Sahne adlı tiyatro grubunu ve Stoa’yı kurdu ve her iki kurumda da oyuncu, şarkıcı, bahçıvan, aşçı ve yönetici olarak çalıştı. Boğaziçi Üniversitesi Felsefe Programı’ndan “Louis Althusser’in İlk ve Orta Dönem Eserlerinde Olumsallık Meselesi” başlıklı tezi ile doktora derecesi almıştır.
Başak Kaptan Şiray 1978 yılında İzmir'de doğdu. Bilkent Üniversitesi Güzel Sanatlar Bölümü'nden mezun oldu ve Grafik Tasarım alanında yüksek lisansını tamamladı. 2003 yılında DAAD bursu ile Münster Sanat Akademisi'nde eğitim aldı ve sanatsal çalışmalarına film, video ve yeni medya alanlarında devam etti. 2004 yılında Lyon Ulusal Güzel Sanatlar Okulu'ndan post-diplome bursu aldı ve Fransa'da ENBAL'de yerleşik sanatçı olarak çağdaş sanat alanında çalışma ve araştırmalarına devam etti. Doktorasını 2013 yılında Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi İletişim Bilimleri Programı'nda tamamladı. Mardin Artuklu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Görsel Sanatlar Bölümü'nde (2014-2020) ve Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Güzel Sanatlar, Tasarım ve Mimarlık Fakültesi Radyo, TV ve Sinema Bölümü'nde (2020-2024) yardımcı doçent olarak çalıştı. Halen Türk-Alman Üniversitesi Kültür ve İletişim Bilimleri Bölümü'nde doçent olarak ve İstanbul'da görsel sanatçı olarak çalışmaktadır. Araştırma alanları arasında kültürel kimlik temsilleri, güncel sanat politikaları, yeni medya, dijital sanat ve film çalışmalarında duygulanım teorisi ve dokunsallık yer almaktadır. Sanatsal çalışmalarında saha araştırmalarından, gündelik hayattan, bireysel ve kolektif tarihlerden derlediği hikâyeleri detaylı görsel anlatılara dönüştürr. Çizim, baskı resim ve analog animasyon kullanarak, eşikte hatırlamanın maddeselliğini ve dokunsallığını araştırır.
Emre Şan 1982'de Denizli'de doğdu. Lisans eğitimini Galatasaray Üniversitesi’nde, yüksek lisans ve doktorasını Paris 1 Panthéon Sorbonne’da tamamladı. Doktorasından sonra Ecole Normale Supérieur’de post-doktora araştırmaları yapan Emre Şan’ın fenomenolojide aşkınlık problemi üzerine yazdığı kitabı Renaud Barbaras’ın önsözü ve Institut Universitaire de France ödülüyle yayınlanmıştır (Paris, Mimesis/Vrin, 2012). La Revue Philosophique de Louvain, Studia Phaenomenologica, Chiasmi International, Les Études Philosophiques, Implications Philosophiques, Cogito, Ethos, Doğu Batı, Felsefi Düşün, Kaygı gibi dergilerde ve Cercle Herméneutique, Springer Contributions to Phenomenology gibi kitap dizilerinde makaleleri çıkan yazar, Merleau-Ponty üzerine Türkçe bir derleme hazırlamış (Merleau-Ponty, İstanbul, Say, 2015) ve bir kitap bölümü ("Estetik Dünyanın Logos'u", Dünyanın Teni, Metis, 2017) yazmıştır. Cogito (Yapı Kredi Yayınları) dergisinin yayın kurulunda yer alan yazar ayrıca derginin Merleau-Ponty özel sayısının (88/2017) dosya editörlüğünü yapmıştır ve Çağdaş Fransız Felsefesi ve Fenomenoloji Hareketi başlıklı bir derleme yayınlamıştır (İstanbul, Pinhan, 2017). 2015 yılında L’Université Catholique de Louvain (UCL) tarafından iki yılda bir verilen Prix Mercier ödülüne layık görülen Emre Şan, halen İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi’nde öğretim üyesidir.
Mehmet Şiray, İstanbul'daki Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Felsefe Bölümü'nde doçenttir. Felsefe doktorasını Mainz Johannes Gutenberg Üniversitesi'nden almıştır. Sanat felsefesi, estetik, çağdaş felsefe ve edebiyat teorisi ile ilgili olarak G. Bataille, B. Spinoza, R. Girard, J. Rancière ve J. L. Nancy üzerine çeşitli makaleler yayınlamıştır. 2009 yılında Peter Lang tarafından yayınlanan "Performans ve Performanssallık" adlı kitabın yazarıdır.
Koç Üniversitesi’nde öğretim üyeliği yapmakta olan Umur Başdaş, Alman Lisesi ve Boğaziçi Üniversitesi’nden mezun olduktan sonra Yale Üniversitesi’nde siyaset felsefesi alanında doktorasını tamamladı. Doktora tezinde Eleştirel Teori geleneğindeki doğa kavramının evrimini inceledi ve Habermas’ın doğayı dilsiz bir nesneye indirgemesini Kant, Hegel, Fichte ve Adorno’nun estetik okumaları üzerinden eleştirdi. Diğer çalışmalarında Kant’ta estetik ve etik, Hegel’de mantık ve bilinç, Adorno’da ise doğa ve sanat arasındaki ilişkiye odaklandı. Bugünlerde estetik ve ontoloji arasındaki bağ üzerine düşünmeye devam ediyor.
| Konaklama adı | Erken Ödeme Tarihi | Erken Ödeme Fiyatı | Geç Ödeme Tarihi | Geç Ödeme Fiyatı | Fiyat | Öğrenci Fiyatı |
|---|---|---|---|---|---|---|
| Kendi Çadırı | - | 9900 TRY | - | - | 11000 TRY | - |
| Yatakhane | - | 11000 TRY | - | - | 12500 TRY | - |
| 4 Kişilik Banyolu Oda (Ranzalı) | - | 12000 TRY | - | - | 13500 TRY | - |
| 3 Kişilik Banyolu Oda | - | 13000 TRY | - | - | 15000 TRY | - |
| 2 Kişilik Banyolu Oda | - | 15500 TRY | - | - | 17500 TRY | - |
| Tek Kişilik Banyolu Oda | - | 19500 TRY | - | - | 21500 TRY | - |
StoA - Beden Sanatları ve Araştırmaları Merkezi
Selçuk’tan Şirince’ye ilk minibüs 7:00′de. 10:00′a kadar her 20 dakikada bir minibüs var. Daha sonra 10:00′dan 17:00′e kadar her 30 dakikada bir minibüs var. 17:00’dan son sefer saatlerine kadarsa her 20 dakikada bir minübüs var.
Son sefer saatleri şöyle:
- 1 Ekim – 30 Mart arası 17:40,
- 1 Nisan – 30 Mayıs arası 19:40,
- 1 Haziran – 30 Eylül arası 20:40. Her 20 dakikada bir var.
Minübüs şöförüne Yorgo Restoran’ın önünde (köyün tam girişi oluyor) ineceğinizi söylemelisiniz. Ama söylemeyi unutup son durakta inseniz de Yorgo Restoran son duraktan 150 metre uzaklıkta sadece.
Şirince ile Stoa arası 900 m. Yaklaşık 10-12 dk sürüyor. Yol boyunca tabelalar var.